CİLT SAĞLIĞINDA BESLENMENİN ÖNEMİ

admin 09 Mayıs 2012 0
CİLT SAĞLIĞINDA BESLENMENİN ÖNEMİ

Her ne kadar cildin yenilenmesinde lokal uygulamalar ( C ve E vitaminleri, retinoik asit, koenzim Q10 vb. ) revaçta olsa da, günümüzde, ağızdan alınan besinlerin de cilt sağlığına etkili olduğunu kanıtlayan bir çok çalışma mevcuttur.

Akne, psörasis, atopik dermatit gibi cilt hastalıklarında beslenmenin yeri ve önemi halen tartışmalıdır; ancak özellikle selenyum, vitaminler ve de beta karotenden zengin besinler, serbest radikallere karşı savaşarak, kollagen ve elastin yapıları korumakta, epidermin olumsuz faktörlerden etkilenerek yaşlanmasını yavaşlatmaktadırlar:

Vitaminler
• Beta karoten, A vitamininin ön maddelerindendir. Özellikle koyu renkli meyve ve sebzelerde bulunur: Havuç, kayısı, hintkirazı, ıspanak, kabak, brokkoli, kavun, balık…Cildi kuvvetlendirmesi ve kuvvetli bir antioksidan olması yanında göz sağlığında da olumlu etkileri mevcuttur. Ayrıca psöriasis oluşumunu azaltığını gösteren çalışmalar da bulunmaktadır.
• A vitamini; cilt yenilenmesi ve görme üzerinde olumlu etkiler yaratırken; akne oluşumunu, deri kanserlerini önleyici ve yara iyileşmesini hızlandırıcı özellikleri de mevcuttur. Yağda eriyen bu vitamin hayvansal dokularda retinol halinde bulunur.
• C vitamini; cildimizin, UV ışınlar, sigara dumanı ve hava kirliliği ile oluşumu artan serbest radikallerden bir miktar korunmasını sağlar. Bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Başlıca yeşil sebze ve meyvelerde bulunan bu madde, en yoğun miktarlarda, ıspanak, lahana,turunçgiller, dolmalık biber, brokkoli, karnabahar, domates ve balıkta mevcuttur. Günde 500-1000 mg alınması yeterlidir.
• E vitamini, hücresel yaşlanmayı önleyici ve güneş ışınlarının etkisini minimalize edici özellikleri ile vazgeçilmezler arasındadır. Hele C vitamini ve selenyum ile birlikte kullanılırsa anti-aging etkisi daha da artar. Ceviz, fındık, ıspanak, zeytin, kuşkonmaz, hububat tohumları, yeşil sebzeler, yumurta sarısı ve bitkisel yağlar E vitaminini en çok barındıran besinler arasında sayılabilir. Günde 400 IU idame kullanımı tavsiye edilmektedir. Ancak fazla kullanımının zararlı etkilerinin olabileceği unutulmamalıdır.
• B vitaminleri içinde cilt açısından en faydalı olan biotindir. Deri, tırnak ve saç hücrelerinin temel sağlığı için vazgeçilmez bir faktördür. Eksikliğinde cilt çatlakları ve saç dökülmesi sıkça görülür. Bu madde vücutta endojen olarak üretildiği gibi, muz, yumurta, yulaf ezmesi, pirinç gibi besinlerle dışarıdan da tedarik edilir. Yine aynı sınıftan niasin ise, nemlendirici ve antienflammatuar özellikleri ile, genelde lokal kullanımı ile gündemdedir. Hassas kuru ciltler için önerilir.
• K vitamini; kan pıhtılaşmasındaki rolü ile tıp literatüründe yerini korurken, son zamanlarda, lazer müdahaleleri sonrası, krem tarzında, cilt üzerine uygulanması konusunda olumlu çalışmalar mevcuttur. Ancak ağızdan kullanımı ile ilgili bir bilgi mevcut değildir.

Mineraller
Minerallerin oral yoldan alınmaları ile cilt sağlığı arasında, çok direkt bir ilişki bulunamamış olsa da, bir kaç mineral bu duruma istisna teşkil etmektedir:
• Selenyum; et, deniz ürünleri,sarımsak,yumurta,tahıl tohumları, sebzeler, peynir ve diğer proteinden zengin gıdalarda bulunan antioksidan bir mineraldir. Günlük olarak yeterli miktarlarda ( mesela en az 200 gram sebze ) alınırsa gerçekten faydalı olabilir. Amerika’ da yapılan kapsamlı bir çalışmada, günlük ekstra 200 mikrogram oral selenyum kullanımının, kanser, deri kanseri, ve diğer nedenlere bağlı ölümlerin sıklığında, kayda değer azalmaya sebep olduğu gözlenmiştir.
• Çinko, akne tedavisinde kullanılabilen bir ajan olduğu gibi, bizzat eksikliği de akneye yol açabilmektedir. Gerek oral yoldan gerek bölgesel krem tarzında kullanımı ile ciltteki yağ oluşumunu dengeler ve istiridye, yağsız et, tavuk etinde bolca bulunur.
• Bakır ise, özellikle çinko ve C vitamini ile beraber kullanıldığında, cildin elastin ve fibrin yapısını kuvvetlendirdiği düşünülen bir mineraldir, ama oral kullanımı tehlikeli bulunduğundan, uzmanlarca önerilmemekte, lokal kremler tercih edilmektedir.
• Maden suyu ile yüzü yıkamanın, cildi nemlendirici ve rahatlatıcı bir etki yarattığı uzmanlar tarafından kabul görmektedir.

Su
Su, pek tabii ki canlının yaşam kaynağı olarak, tüm vücudumuz gibi cildimizin de vazgeçilmezleri arasındadır. Anti-aging yaşam tarzında, günde en az 2-2,5 litre su tüketilmesi gerektiği, çeşitli bilimsel kaynaklarca tekrar tekrar vurgulanmaktadır. Su döngüsü, aynen tüm doğada olduğu gibi; vücudumuzu ve cildimizi zararlı maddelerden ( serbest radikaller gibi ) arındıran en önemli sistemdir. Derimizin nemlenmesini arttırır; toksinleri uzaklaştırır; metabolizmamızı hızlandırır; kendimizi zinde ve diri hissetmemize büyük katkıda bulunur.

Alfa lipoik asit
Alfa lipoik asit, son dönemlerde en gözde antioksidan maddelerin içinde sayılmaktadır. Bunun nedeni ise hem yağda hem suda eriyebilme özelliğine sahip olması, dolayısıyla cilde, hem içerden hem dışardan kolayca penetre olup kullanılabilmesidir. Bir taraftan diğer vitaminlerin olumlu etkilerini arttırması, ikincil fayda sağlar. Ispanak, pazı ve karnabaharda bolca bulunduğu bilinmektedir.

DMAE
DMAE; dimetilaminoetanol, kasları harekete geçiren, güçlendiren ve bu sayede gergin bir cilde sahip olmamızı sağlıyan doğal bir maddedir. Balıklarda, en çok da sardalya ve somonda bulunur. Sinir iletisinde görevli “Asetil kolin” adlı maddenin salınımını kolaylaştırır. Hücre duvarının önemli bir elemanı olan” fosfotidil kolin” oluşumunu uyarır. Yaşımız ilerledikçe, hücre içinde biriken moleküler artık “lipofuscin”in birikimini azaltır. Böylece ciltte sıkılaşma sağlayarak, varolan sarkmayı fark edilir şekilde gerilettiği gibi, ilerlemesini de yavaşlatır. 1990’lardan beri bazı özel kremlerin içeriğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, beyin fonksiyonlarına da yararları vardır. İnsan beyninde, hücre duvarının bütünlüğünün korunmasında önemli bir rolü bulunur. Üretimini arttırdığı “asetil kolin” adlı madde, sağlıklı beyin fonksiyonları için gereklidir. Hücre içinde birikimini azalttığı “lipofuscin” ise, yaşımız ilerledikçe sinir hücrelerimizde artan ve hücre yaşlanmasını hızlandıran bir maddedir. Tüm bu olumlu etkileri sayesinde, hafıza ve konsantrasyon gibi bilişsel yetilerimizi güçlendirir. Günümüzün belki de en yaygın hastalığı olan depresyona bile faydası olabilir. Bilişsel yetilere de yararlarından dolayı, tablet formunda kullanımı oldukça yaygındır.

Likopen
Likopen (E160d), domatesteki ( lycopersulon esculatum ) ana karotenoiddir. Kuvvetli bir antioksidan olduğundan, cilt yaşlanmasını da yavaşlatabileceği, güneş ışınları vb. derimizi yıpratan faktörlerin olumsuz etkilerinden korunmamıza yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Karotenoidin bileşimi ve içeriği, özellikle domatesin türüne ve meyvenin olgunluğuna çok bağlıdır. Diğer bazı bitki türlerinde olduğu gibi guava, karpuz, kuşburnu ve greyfurtta da bulunur. Kalp hastalığı gibi dejeneratif hastalıklarla mücadelede kullanılır ve bunu serbest radikallere elektronunu verip, oksijeni nötrleyerek yapar. Serbest radikaller en azından bir tane paylaşılmamış elektronu olan moleküllerdir. Likopen bir elektron vermek suretiyle serbest molekülü stabilize eder. Yapılan çalışmalarda kalp krizi riskini % 50 azalttığı, bazı kanser risklerini ( rahim kanseri, prostat kanseri… ) büyük oranda düşürdüğü gözlenmektedir. LDL (düşük yoğunluktaki lipoprotein) oksitlemesini azaltarak, kandaki kolesterol seviyesini olumlu yönde etkilediğini savunan açıklamalar da bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarla, likopen konsantrasyonu arttıkça, koruyucu etkinin de artığı gözlenmiştir; bu yüzden likopen konsantrasyonu yüksek domates püresi, ketçap gibi gıdaları tüketmek hastalıklardan daha iyi korunmayı sağlar. Ancak, insan vücudu bu molekülü üretemez ve başta domates ve diğer koyu renkli meyveler olmak üzere yalnızca besinlerden sağlayabilir.

Koenzim Q10
Koenzim Q10, günümüzde son derece yaygın kullanım alanı bulunan, protein yapıda bir enzimdir. Kolesterol düşürücü, toksik radikalleri vücuttan uzaklaştırıcı ve kanı sulandırıcı etkiye sahiptir. Aynı zamanda damarları genişleten ve kan basıncını düşüren etkisi bulunmaktadır. Kalp hastalıkları, kas hastalıkları ve de kanser vakalarında kullanımı önerilmektedir. Piyasada FDA onaylı tabletleri bulunsa da, keten tohumu ve balık yağı başlıca doğal kaynaklardandır. Bunun yanında kalp hastalıkları konusunda bu maddeleri desteklemeyen ve yüksek tansiyona karşı koruyucu etkilerini yalanlayan çalışmalar da mevcuttur. Ancak kolesterol düşürücü ve kan sulandırıcı etkileri, çok sayıdaki araştırma ile desteklendiğinden, fazla abartmamak, çok etkin bir ilaç olarak değil de yardımcı bir faktör olarak yaklaşmak kaydı ile kullanılabilir.

Özetle
Tüm bu saydığımız sağlıklı besinler dışında; esansiyel yağ asitlerini ( zeytinyağı, kabuklu yemişler, balıkta bulunan ), omega-3 yağ asitlerini ( yine balık ve keten tohumu içeriğinde karşımıza çıkan ), proteinleri, kompleks karbonhidratları da unutmamalıyız… Bunun için beslenmemize siyah ekmek, kepekli makarna, kepekli pirinç gibi tam tahılları; mercimek, kuru fasulye ve bezelye gibi bakliyat grubu besinleri ve yoğurt gibi süt ürünlerini de eklemelisiniz. Alkol ve sigara kullanımı; sıkça verilen kahve ve çay molaları; yüksek kalorili, kızartma, fast food tarzı veya bol şeker içeren beslenme alışkanlıklarına da son vermelisiniz. Dengeli, ölçülü bir diyet ( bol su, bol domates, bol balık içeren ), biraz spor, biraz temiz hava, biraz relaksasyon, iyi bir uyku…

 



Konuya Yorum Yaz »